19 Mayıs 2016 Perşembe

Ağva, Göksu Nehri

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı bir günlük tatil candır gerisi heyecandır diyerek gene rahat durmuyorum tabiki :) Bu sefer yol arkadaşım 13 yıllık arkadaşım Ezgi. Kendisi benden aşağı değildir, her boşluğu farklı yerler keşfederek geçirir. (Merak edenler için İnstagram: ezzgili
Yolumuz uzun erkenden yola çıkmalı diyor, sabah 8:30 gibi kartal dan yollara düşüyoruz. Km olarak baktığınızda Ağva 1,5 saatlik bir mesafede gözükse de sanırım biz köy yollarından gittiğimizden saat 11:00 gibi ancak ulaşıyoruz. Tabi bu sırada yolların güzelliğine kapılıp arabadan inip, onlarca fotoğraf çekiliyoruz.
Birçok mekana girip çıktıktan sonra nehir kenarında bulunan Acqau verde Ağva butik otelini tercih ediyoruz.
 Burası dışarıdan kahvaltıya gelenlere de açık bir restoran şeklinde. Kişi başı serpme kahvaltı ücreti 35 tl.
Saatlerdir yoldayız ve çok açız. Kahvaltımız doyurucu elbette ancak fiyatına göre göz dolduran bir ekstrası yok. Ne bir sigara böreği ne patates kızartması... Klasik kahvaltılıklar, yeşillikler, sahanda yumurta ve sınırsız çay... Dediğim gibi aç kalmazsınız ancak İstanbul' daki şaşaalı kahvaltılarla pek alakası yok. Ama zaten buraya girmeden önce uğradığımız her mekan hemen hemen aynı tarzda. 
Kahvaltımızı edip uzun uzun çay keyfi yaptıktan sonra fotoğraf çekilmek için otelin bahçesinde tura çıkıyoruz. 
Otelin peyzajı mükemmel, her bir yanı ayrıntılarla dolu. Yüzlerce fotoğraf kareliyoruz.
Mekanda mescid de mevcut. Tercih sebebi olabilir :P
Bu kısım otelin odalarının bulunduğu arka bahçe. Sessizlik huzur verici...
Kahvaltı faslımızı saat 2 gibi bitirip Ağva sahile iniyoruz. 
Küçük bir merkez, balık restoranları karşılıyor bizi. Minik süs eşya dükkanları var, adet üzere magnetimizi alıyoruz :)
Karadeniz kenarında yeşile iyice doyuyoruz. 
Ağva' nın sakinliği, temizliği, yeşili bizi büyülüyor.
Artık dönme vakti, malum tatil günü dönüş yolu kalabalık olabilir deyip erkenden yola koyuluyoruz.
Eğer Ağva' ya gitmediyseniz bir gününüzü ayırmanızı şiddetle tavsiye derim.
Şimdiden iyi eğlenceler...






14 Mayıs 2016 Cumartesi

Bilecik, Söğüt, Pazaryeri (Dereköy)

Bu haftasonu geçen ay yaptığımız umre ziyaretinde birlikte olduğumuz grubumuzla toplandık. Daha doğrusu Bilecik' li Sadık amcamız bizi evine misafir etti. 
Gezmeyi çok seven bir çift olarak sadece ev ziyaretine gitmek olmazdı, Bilecik' i de gezmek gerekirdi. 
Ön araştırma yaparak yola çıktık, cuma akşamdan çok yorgun olduğum için hiç huyum olmadığı şekilde valiz hazırlama işini sabaha bıraktım zaten bir gecelik bir programdı. 
Valiz hazırla, evi toparla derken saat 10:30 gibi yola çıktık, tabiki kahvaltı yapılmamıştı ve ilk durağımız kahvaltı edebileceğimiz güzel, temiz bir yerdi.
Güzergahımız üzerinde Sapanca olduğundan çok da içeri girip vakit kaybetmeden yol üzerinde açık büfe hizmeti veren Berceste ilk durağımız oldu.
İstanbul Ankara istikameti üzerinde bulunan Berceste dinlenme tesislerin kahvaltımızı bir güzel yaptık, öğle vakti de girdiğinden tertemiz mescidinde abdestimizi alıp namazımızı kıldık, böyle temiz mescitler bulmak her zaman mümkün olmuyor.


Kişi başı 27,5 tl idi merak edenler için :) Peyniri çok seven bir çift olarak çeşitliliği bizi mutlu etmişti. Yolculuk yapanlar için tercih edilebilir.


Kahvaltıdan sonra artık hedefimiz Söğüt idi. Araştırmalarım sonucunda Söğüt ilçesi Bilecik' te tarihi mekanların daha yoğun olduğu bir yerdi. Söğüt ilçesi Şeyh Edebali' nin nasihatiyle bizi böyle karşılıyor.

İlk olarak Ertuğrul gazi türbesine gidiyoruz.

Burada Diriliş Ertuğrul dizisinden sandığım bi rağbet var.


Ziyaretimizi tamamladıktan sonra Söğüt merkeze inelim diyoruz. Merkez parke taşlı yolları olan güzel temiz bir köy. Tam meydanda kahvehane karşılıyor sizi arabayı park edip indiğimizde gezi gruplarını görüyoruz. Peşlerine takılıyoruz. 
İlk durak Çelebi Sultan Mehmet Camii, içeriyi gezip iki rekat namazımızı kıldıktan sonra çıkıyoruz.


Kalabalık Söğüt müzesine doğru gidiyor. Biz de tabii :D Müze iki katlı oldukça küçük 6 vitrinli tarihi bir bina. İçinde dönemin kıyafetleri, el işçiliği seramik ürünleri ve diğer tarım ürünlerini içeren tarihi eserler sergileniyor.


Hemen aşağıda Kaymakam Çeşmesi bizi karşılıyor.1919 yılında Kaymakam Sait Bey taraından yaptırılmış Neo- Klasik üsluptaki çeşme, Osmanlı mimarlık sanatı son dönem eserlerinden biri. Dört tarafı kitabeli tarihi çeşme fotoğraf severler tarafından oldukça ilgi görüyor.


Söğüt ten sonra arkadaşlarla buluşma yerimiz olan Pazaryeri beldesine doğru yola çıkıyoruz. Yaklaşık 45 dk lık yol gidiyoruz. veeee bizi yemyeşil bir köy karşılıyor. Köyün girişinde arabadan inip fotoğraf çekilmeye başlıyoruz :)

Ardından misafir olduğumuz Dereköy e varıyoruz inanılmaz güzel yemyeşil bir doğa karşılıyor bizi.
Köy oldukça büyük 300 ev varmış yaklaşık ama çoğu boş şimdilerde. Evin verandasında biraz soluklanıp köy turu yapmaya çıkıyoruz.
Burası Sadık amcamızın yapımında emek verdiği camii' nin bahçesi. Hayır yaparken kapıların nasıl açıldığını Allah' ın hayır yapanlara nasıl yardımcı olduğundan bahsediyor.

Köyün hemen her bahçesinde mis kokulu akasyalar var. Adını veren dereyi de görmeden dönmüyoruz tabiki :)

Ertesi gün kahvaltımızı edip, mis gibi kahvelerimizi içtikten sonra ev sahiplerimiz bizi çevre köylere gezmeye götürüyorlar. Bu arada Beylikdüzü' nden gelen arkadaşlarımızın getirdiği Şam tatlısını paylaşmazsam olmaz. Kahvelerimizin yanında itinayla hüpletildiler.
İlk hedef Kınık. Burası çömlekçiliğiyle meşhur, yol üzerinde hem tezgahları hem imalathaneleri rahatlıkla görebilirsiniz. Tabiki ben çamura dokunmadan dönmek olmaz diyorum ve oturuyorum tezgahın başına. Yalnız çok başarılı olduğum söylenemez :)
Çıkmadan birkaç hediyelik ve evimize kap kacak alıyoruz. Fiyatları oldukça uygun. Orta boy nasırlı güveç 15 tl, saksılar da 5 er tl.
Ardından Bozcaarmut Göletine gidiyoruz. İnanılmaz bir doğa karşılıyor bizi. Sessiz sakin, kurbağa seslerinden başka hiçbirşeyin olmadığı bir yerdeyiz. Ahşap piknik masaları var. Yapı olarak abant a benzese de haftasonu Abant ın o hengamesinden eser yok. Zannediyorum ki yakın çevre gelmiş buraya. Aslında Bilecik göletleriyle, yaylalarıyla oldukça meşhur bir yer.


Bilecik gezimiz böyleydi, beni oldukça şaşırttı. Ben böylesine güzel bir doğayla karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Gerçekten bir haftasonu göletlerine gidebilir, doğasında kafanızı boşaltıp bolca oksijen depolayıp İstanbul' a bomba gibi dönebilirsiniz. Ev sahiplerimiz Rabia teyze, Sadık amca ve kızları Sibel' e herşey için çok çok Teşekkürler...














13 Şubat 2016 Cumartesi

Kıbrıs, Girne, Lefkoşa

18 şubat benim doğumgünüm, malum 14 şubat da haftasonuna denk gelmişti birşeyler yapmak lazımdı. Ben Selami Şahin' i çok severim. Kıbrıs Elexus Otel'de 14 şubat programı vardı. Rotamızı Kıbrıs' a çevirdik bu defa. Cuma dan da izin alıp 3 gün yeter deyip düştük yola. Tabi öncesinde bir sürü blog okundu, program gezi haritası çıkarıldı :)
Cuma günü sabah uçağı ile Ercan havalimanına indik. Araç kiralamak uygun diye okumuştum. Kış mevsiminde gittiğimizden ve yüzmek için koy koy gezmek gibi bir ihtiyacımız olmadığından araca gerek yoktu. Havalimanında bizim Havaş lar gibi Kıbhas lar var. Saat başı kalkıyorlar. Ücreti de oldukça uygun. 13 tl. Bu arada Kıbrıs' ta türk lirası geçiyor ve hemen hemen tüm bankaların atm lerine ulaşmak mümkün. Bu konuda çok rahat edeceksiniz. Dahası kredi kartlarını da kullanabiliyorsunuz:)
Neyse biz Kıbhasla yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra Girne ye ulaşıyoruz. O an kendimi adalar da hissediyorum. 
Daracık sokaklar minik minik evler. Meydan da inip otelimize doğru ilerliyoruz. Kıbrıs' ta hemen hemen bütün oteller Casinolu olduğundan tercihimizi butik bir otelden yana yapıyoruz. (Kyrenia Palace Boutique Hotel) İstanbul' dayken sitesinden beğendiğim oda için rezervasyon yaptırıp ödemenin tamamını otelde yapıyoruz. Böylece biraz daha pazarlık şansımız oluyor :) Otelin odalarını Rose, Jasmine, Gardenia,Camellia şeklinde isimlendirmişler. Biz Camellia yı tercih ediyoruz. Gene gitsem orada kalırım. Kesinlikle Mükemmeldi. Kişi başı gecelik oda+ kahvaltı 160 tl ödüyoruz.
Otelin dıştan görüntüsü yukarıdaki gibi. Tarihi Girne Kalesi' nin hemen yanında, denize 30 mt mesafede, şehir içine ve Girne Limanı' na birkaç dakikalık yürüme mesafesinde. Otel eski taş bir konaktan dönüştürme. İçindeki tarihi eserlerden gözlerinizi alamıyorsunuz.
Lobi
Otelde her yer antika kaynıyor.
Odamızın arka bahçeye açılan bir de balkonu var. Balkon değil aslında odamızın bahçesi vardı demek daha doğru olur :P Banyosunun güzelliğine diyecek birşey yok zaten ama temizlik on numaraydı !
Odamıza valizimizi bırakıp hemen kahvaltıya gidiyoruz. O gün kahvaltı dahil olmadığından dışarıda bir yer bulmak için çıkıyoruz. Geleneksel bir kişiliğim oluğundan gördüğüm ilk simit sarayına atlıyorum. (Dome otel in karşısındaki) peynir zeytin domates ve reçelden oluşan bi tabağa kişi başı 20 tl veriyoruz. İstanbul' da birçok kahvaltı mekanına gitmiş biri olarak normalde 10 lira etmezdi o tabak. Sonuç hüsran. Simit bile dahil değildi siz düşünün. ve tek çay :( Ardından otele gidiyoruz birkaç saat uyumaya zaten saat hala çok erken ve bütün gece uyumamıştım. Öğlen 2 gibi giyinip çıkıyoruz. Rota Girne Limanı ve Kalesi.
Girne kalesine çıkıp Limanı buradan seyrediyoruz. 
Şansımıza hava mis. Girne limanı muhteşem. Deniz muhteşem.
Huzura boğuluyoruz.
İkindi vaktine Tarihi Cafer Ağa Camii' ndeyiz. Kesme taştan inşa edilmiş olan camii dikdötgen planlı ve tek minareli.
Ardından Girne sokaklarını geziyoruz. Cumartesi günü için ets turun Lefkoşa gezisine kayıt yaptırıyoruz. Dome Otel içinde büroları var. Kişi başı 55 tl ödüyoruz.
Akşam yaklaşıyor, acıkıyoruz. Arkadaşlardan aldığımız tavsiyelerle Eziç e gitmek için taksiye biniyoruz. Kıbrıs taki bir diğer ayrıntı bütün taksiler mersedes hem de son model. Taksimetre çalıştırmıyorlar. En düşük 15 tl, bu nedenle yakın yerlere gitmek mantıklı olmayabilir ama uzak mesafe için Türkiye' ye göre daha uygun kesinlikle.
Eziç' te servis kalitesi oldukça iyi ve hızlı. Garsonlar çok profesyonel. Araştırmalarım üzerine Şeftali Kebabı söylüyorum.
İlk bakışta görüntüde sıkıntı yok ama :( köfteleri hayvanının iç yağ zarına sarıp pişirmişler. Mecburen köfteleri kabuk gibi soyup yedim ve bir daha yer miyim emin değilim. İki kişi 70 lira gibi bir ücret ödüyoruz. 
Cumartesi erkenden otelimizde kahvaltımızı alıp çıkıyoruz. Fotoğrafı çekmek sonradan aklıma gelmiş :D Ama hellim kızartması, portakal, ayva reçeli, menemen, omlet, sarımsaklı ekmek ve hatırlamadığım bir sürü şeyden oluşan kahvaltımız muhteşem.
Ardından Lefkoşa yoluna düşüyoruz. İlk durak Barbarlık Müzesi. Burası oldukça etkileyici. Burası 1963 yılının acı izlerini taşıyan evden dönüştürme bir müze.Alttaki fotoğrafta da göründüğü gibi bu küvette bir anne ve üç çocuğu şehit edilmiş :(
Ardından Cumhurbaşkanlığı sarayını, kapalı maraş bölgesi ve şehiriçini panaromik olarak gezerek Namık Kemal zindanına ulaşıyoruz. Namık Kemal'in eserlerinden biri olan Vatan Yahut Silistre 1 Nisan 1873'te sahnelendikten sonra, oyunu izleyen bazı izleyicilerin başlattığı olaylar sonucunda yazar, Mağusa'da mevcut bulunan bu zindana gönderilmiştir. Namık Kemal 38 ay süren bu sürgün esnasında defalarca sıtmaya ve başka hastalıklara yakalanmış.
Bir sonraki durağımız olan Lala Mustafa Paşa Camii; orijinal ismi Aziz Nikolas Katedrali olan eski bir Katolik mabed. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti(KKTC)'nin en büyük iki camisinden biri. 1328'de katedral olarak açılmış ve 1571'de Osmanlı Devleti tarafından bölgenin ihtiyacını karşılamak için camiye çevirilmiş ve Kıbrıs Fatihi olarak anılan Lala Mustafa Paşa'nın adını almış.
Rehberimiz burada çok meşhur olan Petek Pastanesini tarif edip, 1 saatlik mola veriyor. Ben şömineyi görünce deliriyorum tabi :)
Biraz atıştırıp ve dinlenip Magosa surlarına doğru yol alıyoruz( zaten pastanenin karşısı :D) 
Manzara muhteşem. Ama fotoğraf değil video çekmişim :( Ardından grup dönüş için toplanıyor. Bizi Elexus otelde bırakıyorlar. Bu oteli anlatmama hiç gerek yok herhalde. Biz sadece sevgililer günü programı için gidiyoruz bu nedenle kıyafet değişimi için kabin soruyorum, bize deluxe oda tahsis ediyorlar 6 saatlik :) Bu nasıl bonkörlük.
 Saat 6 gibi kokyetl başlıyor ardından salona alınıyoruz. Ortam muhteşem.
Otel ve program bizi mest ediyor. Gece 1 gibi otelin önünden taksiye binip Girne' ye otelimize dönüyoruz. İstanbul' da 60 tl lik bi mesafeye 30 tl ödüyoruz.
Pazar günü erkenden kahvaltımızı alıp alışveriş için Girne caddelerine dalıyoruz. Aslında araştırmalarıma göre hellimde Özlem ve Reha markası oldukça meşhur ama bizim otelde tattığımız oldukça lezzetli ve riske girmek istemiyoruz. Çatoz markasını tercih ediyoruz. üç markanın kg fiyatı 22- 25 tl civarı ancak havalimanında bu 30-35 tl ye kadar çıkıyor. Şehir içindeki dükkanlardan almanız daha faydalı olacaktır. Bunun dışında yabancı çikolataları artık Türkiye' de de bulmak mümkün ve fiyatlar Kıbrıs' da daha yüksek taşımanıza değmez. Tütün' ün ucuz olduğu söylenmişti gitmeden önce, onda da %20 lik bir fark var. Tercih edilebilir. Tabiki magnetimizi de almayı unutmuyoruz.
Kıbrıs özellikle Girne rüya gibi... Tekrar tekrar gitmek isteyebileceğim bir yer. Eğer vaktiniz varsa ki bu sadece haftasonu da olabilir beklemeyin gidin derim.
Şimdiden iyi tatiller....